İhtisas Tramvayı

Anladığım kadarıyla insanlık

Issız Adamlar ve Issız Kadınlar*

Günümüzde bağlanmadan yaşanan ilişkiler, başladığı ve bittiği zamanı içinde barındırmıyor. Issız Adam filmindeki gibi davranışlar moda oldu. Filmin sonunda kimse gözyaşlarını tutamasa da bağlanamama sorunu yaşayanlar azımsanacak oranda değil. Bu ayrılık furyasının arkasında gizli bir psikolojik sorun mu var?
İnsanlar bağlanamama sorunları yaşıyorlar. Bu sorunu kapatmak içinde modern hayat adı altında yalnızlığın ve değersizliğin pençesinde mi kıvranıyorlar? Kendilerini değersiz hissettiklerinden mi terk edilmemek için terk ediyorlar? Çaresi yok mu durumun? Psikiyatrist Dr. İlker Küçükparlak ile ıssız adam ve kadınları konuştuk.
Issız adam ya da kadın diye tanınan kişilerin özellikleri nelerdir?
Meşhur bir film karakterine öykünüyor olmak da insanla ilgili önemli şeyler söylese de sadece bu veriden yola çıkarak insanlarla ilgili yorum yapmak sağlıksız olur. Dolayısıyla ıssız adam ya da kadınların özellikleri yerine işin psikolojik boyutunu ele alıp kaçıngan bağlanan kişilerin özelliklerinden bahsetmeyi tercih edeceğim.
Hayatta herkesin diğerleri ile belirli bir mesafeden rahat ettiğini ifade edebiliriz. Güvenli bağlanan insanlar sevdikleriyle yakın olmaktan keyif alır ve belirli sürelerle yalnız kalmaya da tahammül edebilir. Kaçıngan bağlanan insanlar ise sevdikleriyle bile yakınlaşmaktan huzursuz olabilirler. Bu oldukça mutsuz eden bir durum aslında. Bu yüzden hayatlarına birilerinin girmesi konusunda oldukça isteksiz davranabilirler çünkü sonra uzaklaşması kaçınılmaz ve sıkıntı verici olacak. Elbette bilinçli sürdürülen bir takım tercihlerden bahsetmiyorum, hatta bu genel örüntüyü kişiye anlattığımda genel olarak şaşırarak dinliyorlar ve bir adı olmuş olduğuna seviniyorlar.
Romantik yaşantıda bağlanmaktan kaçınmanın bir yolu bütünüyle uzak kalmak. Tam bir münzevi hayatı yaşayan insanlar vardır. İnançsız olsalar bile keşiş hayatı yaşarlar. Bazen de kaçınma tam tersi birine bağlanmaktan kaçınmanın yolu araya sürekli başkalarını almak olur. “Çok kadın hiç kadındır“ bu açıdan anlam ifade eden bir söz. Filmde de baş karakter bağlanır gibi hissettikçe anlayamadığı biçimde huzursuzlanıyor ve özellikle de para karşılığı seks yaparak kadını nesneleştirdiği ilişkiler yaşıyordu. Yine filmde ıssız adamın annesi ile ilişkisinin son derece mesafeli olması da bu açıdan çok isabetliydi.
Bu yakınlaşma meselesi sadece romantik yaşamda değil hayatın her alanında görülebilir. Anneyle yakın ilişki kuramayınca yaşamın kendisiyle de ilişkiler bu doğrultuda şekillenecektir elbette. Örneğin memleketlerine olan bağları daha zayıf olduğu için daha kolay iltica talebinde bulunabilirler ve yurtdışında yaşayabilirler, takım tutmama eğilimleri daha fazladır, sivil toplum kuruluşlarında çalışmaya pek gönüllü olmazlar. Hatta dini olarak da kendilerini manevi figürlere yakın hissetmedikleri için inançsızlar arasında kaçıngan bağlanmanın daha sık olduğunu biliyoruz.
Kaçıngan bağlanan kişiler neden bağlanamaz? 
Çocuklukta bakım alma sürecinde şekillenen bir durum. Kişi bu soruyu kendine sorabilecek hale geldiğinde süreç çoktan tamamlanmış oluyor. Aslında büyük oranda hayatın ilk 3 yılı içerisinde şekillendiğinden bahsetmek mümkün. Bebeğin bakım vereni çoğu durumda annesi olduğu için bundan sonra annesi olarak bahsedeceğim. Bebek ve anne arasındaki ilişki çerçevesinde şekillenir hepsi.
Bağlanma diğer pek çok memelide de ve özellikle de diğer primatlarda bulunan bir fenomen. Özellikle insan yavrusunun çok çaresiz doğduğunu biliyoruz. Bu çaresizlik içinde bebek en ufak ihtiyacını bile karşılayamadığından sıklıkla içgüdüsel olarak bağlanma sistemini aktifleştirir yani ağlar ve annesini çağırır. Annesi de uygun bir duygusal tonla sıkıntıyı çözer. Bu süreç aylar içinde binlerce defa tekrarlandıkça çocukta sorun yaşasa da çözümünün olabileceğine ilişkin bir metanet duygusu gelişir. Ayrıca insanlardan yardım istemenin riskli olmadığına ilişkin bir güven de gelişir. Buna güvenli bağlanma deniyor.
Bazen bebek ne kadar ağlarsa ağlasın ihtiyacı çözülmez ya da çözülür ama o uygun duygusal ton olmaksızın çözülür. Bu durum karşısında içgüdüsel olarak bağlanma sistemi daha da aktive edilir, bebek daha da ağlar. Sorun hiçbir şekilde çözülmüyorsa ve bebek sakinleştirilemiyorsa bebekler bir süre sonra işe yaramayan bu bağlanma sistemini deaktive ederler. Bu bebekler kaçıngan bağlanacaklardır ve erişkinliklerinde de kendilerine sık sık mızmızlanmamaları gerektiğini söyleyip başkalarına ihtiyaç duymaktan nefret edeceklerdir. Sevdiklerine bağlanır gibi olduklarını hissettiklerinde telaşlanırlar çünkü duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasının sürdürülebilir olmadığını öğrenmişlerdir. Elbette bütün bunlar oldukça bilinçsiz biçimde vuku bulur. Dediğim gibi, kişi bunlarla ilgili konuşabilmeye başladığında zaten bağlanma sistemi kaçıngan olarak çoktan oturmuştur bile.
Bağlanma sorunu yaşayanların çocukluk döneminde yaşadıkları travmalar bu durumun neden olduğu söyleniyor. Doğru mu?
Travmatik çocukluk yaşantıları da bağlanma biçemini etkileyebilir ama esas olarak travmatik tek bir olay ya da olaylardan çok ideal olmayan bakım verme biçiminden bahsetmek daha uygun olabilir.
Bağlanamayan insanlarda değersizlik duygusu ağır mı basıyor? 
Genelde tersi. Bağlanamayan kişi kendini diğerlerinin bağlanmaya değmeyeceğine ilişkin ikna etmeye gayret eder. Diğerleri zaten kendisine layık değildir. Daha düşük olasılıkla kendilerinin diğerlerine layık olmadığından endişe eden biri olacaktır.
Bağlanma sorunu daha önce de var mıydı? Yoksa gündeme geldiği için mi bu şekilde davrananlar oluyor?
Bağlanma “biçemleri” insanlık boyunca vardı ama birkaç şey olmuş olabilir. İlki zaman içinde kentleşmeyle birlikte çocukların daha izole biçimde büyümeleri ve kadının üzerinde giderek artan hem finansal hem de sosyal beklentiler kaçıngan bağlanma oranlarını arttırmış olabilir. Bu konuda yeterli veri yok. İkincisi ise geleneksel toplumsal rollerin değişmesi ve özellikle de çalışanların homojenize edildiği çalışma kültürünün yerleşmesi ile birlikte bu kişilerin oranları değişsin ya da değişmesin daha fazla sıkıntı yaşıyor olmaları mümkün. Bu nedenle önceden göze batmayan içe dönük bir kişilik yapısı şimdilerde sorun yaşıyor olduğundan daha fazla görünüyor olabilir.
Tedavi için neler öneriyorsunuz? 
Bu soru iyi oldu çünkü kaçıngan bağlanma bir hastalık değil bir durumdur. Kişinin boyunun fazla uzun olması gibi düşünebiliriz. Diyelim ki bu nedenle kişi daha fazla bel fıtığı olabilir ama hastalık olan bel fıtığıdır, boy uzunluğu bir özelliktir. Bazen de bazı sıkıntılar boy uzunluğunun kendisinden değil, diğerlerinin boyunun o kadar uzun olmadığından ötürü binaların ve eşyaların ortalamaya göre yapılmış olmasından kaynaklanır. Bu durumda hiç hastalık yoktur ama hayatta sıkıntı veren ve danışmanlık verilebilecek durumlar vardır.
Kaçıngan bağlananlar depresyona meyilli olurlar ama kaçıngan bağlanmanın kendisi bir hastalık değil özellik ya da durumdur. Hayat kalitesini azaltan bir durum olduğunu düşünüyorum. Bağlanma biçeminin erken erişkinlik yaşamında istikrarlı ve sağlıklı bir ilişki ile düzelebildiği görülüyor ama kaçıngan bağlananlar genelde böyle ilişkiler kuramadıkları için bu da çok düşük bir olasılık olarak kalıyor. Diğer seçenek de psikoterapi elbette. Bilişsel Davranışçı Terapiler gibi sonuç odaklı ama daha mekanik terapi yöntemlerinin bağlanma biçemine çok etkisinin olduğunu söyleyemeyeceğim. İçgörü yönelimli psikoterapi, kısa psikanalitik psikoterapi ya da klasik psikanaliz gibi süreç odaklı yöntemler bu konuda daha tercih edilebilir.
Kaçıngan bağlanan bir kişi terapi gördüğünde başarı oranı nedir?
Bu konuda size verebileceğim net rakamlar yok ne yazık ki. Öncelikle yapılan çalışmalarda örneklem sayısı çok küçük olmak zorunda kalıyor. Bağlanmadan bahsettiğimiz için de terapist faktörü diğer her şeyden önemli olduğu için standardize edilmeleri çok güç. Son olarak kaçıngan, güvenli ve şimdiye kadar bahsetmediğimiz kaygılı bağlanmadan bahsettiğimizde kategorik bir düzlemdeyiz. Oysa ki bu durumu spektrum olarak algılamak daha sağlıklı. Yani kaçıngan ne kadar kaçıngan sorusu. Terapinin birden fazla amacı olacaktır. İlki yıllar sonra da olsa güvenli bağlanma ilişkisini bu kez terapist-danışan arasında tesis edebilme ve bunun diğer ilişkiler için prototip oluşturması. Diğeri de mevcut bağlanma biçemi ile kişinin hayatını daha doyurucu biçimde yönetmesine yardımcı olabilmek. Bu bağlamda kaçıngan bağlanmada kişiyi “sosyal kelebek” yapmak gibi bir hedef absürd olacaktır. Kısmen bağlanma biçemini iyileştirmek, kısmen de mevcut bağlanma biçemiyle hayatını daha ideal biçimde sürdürmesinden bahsettiğimizde de tedavi başarısına ilişkin bir parametre oluşturmak iyice olanaksızlaşıyor. Dolayısıyla rakamlardan çok süreçten bahsedebiliyoruz.
Milliyet Gazetesi için Esra Öz ile yaptığımız söyleşi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Etiketler

6 7 eylul 12 eylül adalet akupunktur alkol amatem ankara katliamı anonim asker AVM avukat aylan kurdi aynalanma bağlanma bağımlılık bebek beslenme bireyselci birgün gazetesi bonobo bonzai bottleneck hypothesis bourdieu bystander effect Cochrane Handbook for Systematic Reviews of Interventions danışan Dağhan Irak dedikodu Deniz Atam devlet de Waal dil direniş doktor dunbar düzenleme ebeveyn yatırımı erkeklik ermeni esrar evrimsel psikoloji eğitim eğitim zayiatı eşcinsel eş seçimi facebook fallus faşizm feminist fluctuating asymmetry FOXP2 freud fundemental attribution error futbol fıtrat gazete geleneksel tıp genetik Gezi gezi direnişi gezi parkı haset hekim homofobi intihar itaat işkence kadın kahrolsun bağzı şeyler kapitalizm kapuçin kardeş psikolojisi Karne kimlik kokain konrad lorenz kuşakaşan travma kültür madımak malpraktis maskulen maslow mecburi hizmet metaanaliz metropol milgram milgram deneyi Muzaffer Şerif müzik namus nöropatoloji obsesif oksitosin otorite panik atak paranoya parental investment paul ekman pembe otobüs performans sistemi pipi plasebo polis primat protolanguage psikanaliz psikiyatri psikiyatrist psikoloji psikopat psikoterapi pubmed randomize kontrollü çalışma rapunzel savaş savaş transı sendika serotonin sham sosyodise spor stanford hapishane deneyi stereotip stereotipleme süperego sınıf tecavüz tedavi terapi Theory of Mind twitter tükenmişlik Türkiye Psikiyatri Derneği tütün uyku deprivasyonu yas yaşlılık Zihin Kuramı Zimbardo zürafa öndil öteki özgecan üstbiliş İlaç şef şempanze şeytanlaştırma şiddet şizofreni
%d blogcu bunu beğendi: