Doktorlar ve Yaratıkları

“Varlığın merkezinden hareket eden sanatçı, arketipsel imgeler bulur ve onları bilince salar. Bunu yapan ilk bilimkurgu yazarı Mary Shelley idi. Frankenstein’ın canavarını serbest bıraktı. Onu bir daha kimse yeniden içeri tıkamadı. İşte orada, harika modern cam ve plastik oturma odamızın köşesinde silindirik kontuar sandalyenin üzerinde oturuyor, hayat kadar büyük, hayattan daha çirkin.”

Ursula K. LeGuin. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar

Ursula LeGuin’in Frankenstein’ı örnek vererek tarif ettiği arketip oluşturan imgeler edebiyatın belkemiği gibidir. Frankenstein, Doktor Faust, Doktor Jekyll gibi arketiplerin daha sonra pek çok muadili yaratıldı. Yer yer kendileri de çok daha köklü anlatıların yeniden yazımıydı. 

Neden doktor?

Doktor latince kökenli, bir alanda uzmanlaşmış aynı zamanda öğretebilen kişiler, yaygın olarak ise tıp doktoru için kullanılan bir ünvan. Tıp doktorunun Türkçe’deki tam karşılığı olan hekim için İngilizce’de “phsyician” kullanılıyor. Phsyician/ hekim, şifa sanatı uygulayan, doğa bilimlerine, insan bedeninin bilgisine sahip olan kişidir, fizikî dünyanın şifacısıdır. İnceleyeceğim doktorlar ise modern çağda doğa güçlerine hakim olan ve onları yönlendirebilen yeni bir kudreti temsil ediyor. 

Modern anlamda hekim veya doktorlar ortaya çıkmadan önce doğal ve doğaötesi güçler birbirinden günümüzdeki kadar keskin sınırlarla ayrılamıyordu. Ne zamanki kimya ve biyolojideki keşifler tıp uygulamalarını eski çağlara üstün kıldı, o zamandan itibaren tıp doktoruna modern bir kudret atfedilir oldu.

19. Yüzyılda doktor/hekim halen doğa ve doğaüstü güçler arasında ayrım yapabilen ve bu bilgiyi kullanabilen bir gücü temsil ediyordu. 20. yüzyılda ise edebiyatta ve kurguda çılgın profesörler/ bilimciler daha çok fizik profesörlerinden seçilecekti. Doktorlar edebi olarak canavarlar yaratmaya devam ediyorlarsa da yarattıklarında Frankenstein’ın tuzu eksik olmuyor. Herhangi bir insan bir iksir içerek (veya öfkelenerek Hulk olan Dr. Banner gibi) süper kahramana dönüşürken her zaman aklıma Dr. Jekyll geldi. 

19. yüzyıl İngiliz edebiyatı bu bağlamda doktor arketiplerin kurulduğu bir coğrafyadır. Dr. Victor Frankenstein ve “canavarı” olan Frankenstein, Dr. Jekyll ve karşısında Mr. Hyde ve son olarak Kont Dracula ve karşısında Dr. Abraham Van Helsing önde gelen örnekler. Bu örnekler haricinde 16. yüzyılda bir Avrupa-Alman efsanesinden Christopher Marlowe tarafından yeniden yaratılan Dr. Faustus ve onun karşısında cehennemden gelen Mephistotilis arasında da benzeri bir bağ var.  

Örnek olarak incelediğim karakterlerin yaratıklarıyla karşıtlık ve bütünleyicilik bağlamında kendilerine has denklemleri var: Frankenstein’ın canavarı yaratıcısı tarafından terk edilir ve yaratıcısının ölümüyle kendisini yok eder; Dr. Jekyll içindeki bastırılmış kişiliği ortaya çıkarmak için icat ettiği serumun etkisiyle Bay Hyde’a dönüşür ve ancak Bay Hyde’ın ölümünden sonra Dr. Jekyll ile aynı kişi oldukları anlaşılır. Dracula örneğinde ise Dr. Abraham Van Helsing adeta enfeksiyonla savaşır gibi Dracula’nın peşine düşer ve enfeksiyon kaynağını yok edene kadar devam eder, kendisini onu yok etmeye adayan bir aziz gibidir. Dr. Faustus cehennemden gelen Mephistotilis ile birlikte cehenneme döner.

Tüm bu anlatılarda kahramanların tekinsiz alemleri, büyük bilgiyle (knowledge) kurdukları ilişki ve bilimsel araçlar kullanmaları ise ortak zemini oluşturuyor.

Önce bilimsel uğraşının bilimsel devrimden önceki halini yansıtan Doktor Faustus ile başlayalım. 

Doktor Faustus ve Mephistotilis

Christopher Marlowe’un 1589-92 arasında oyun olarak yazdığı “Dr. Faustus’un Yaşamı ve Ölümünün Trajik Hikayesi” ndeki Dr.  Faustus” pek çok bilimi tahsil etmiş, bilimlerden bilim beğenmeye çalışan bir teologdur. Oyunun ilk bölümünde Dr. Faustus mantık, tıp ve fizik gibi temel bilgi alanlarını eleştirir. İyi tartışmak için “Logic” bilmenin gereksiz olduğuna ve ölüleri diriltmedikten sonra tıbbın anlamsız olduğuna kanaat getirir. Faustus hakikati ve gücü bulacağına inandığı büyü yoluna meyletmektedir. Büyü yolunu öğretmesi için yine büyü diliyle Lucifer’a yakarır. (Lucifer, ışık getiren anlamındadır ve ‘şeytani’ alemin efendisidir) Lucifer’ın yardımcılarından şeytan temsili olarak Mephistotilis gelir ve Faustus’a talepleri karşılığında bir antlaşma önerir. Antlaşmaya göre Mephistotilis Faustus’a 24 yıl süre ile hizmet edecek sürenin dolumunda Faustus ruhunu Lucifer’e teslim edecektir. Mephistotilis, Faustus’tan antlaşmayı kanla imzalamasını da talep eder.

Dr. Faustus büyü çemberi içinde Lucifer’e yakarır ve karşısına cehennem boyutundan Mephistotilis çıkagelir. 

Oyun boyunca Dr. Faustus’un melek ile şeytanlar arasında yaşadığı ikilemi izleriz. Şeytani yola girmiş olan Faustus pişman olup nedamet getirse İsa’nın (tanrının) onu affetmeyeceğinden çekinir. Faustus’un bu ikilem anında İsa’yı anması üzerine Lucifer de oyuna dahil olur ve yaptığı antlaşmaya uyması için Faustus’u sert bir şekilde uyarır. Faustus girdiği yoldan pişman olsa da cennete gidemeyeceğine inanarak şüphenin kıskacında kalır ve süresi dolana kadar İsa’ya yakarmaz. Oyunun sonunda Faustus artık pişmandır ancak ruhunu şeytana sattığından ruhsuz olarak sonsuz eziyet çekeceği cehenneme sürüklenir.

Dr. Faustus’un Mephistotilis ile antlaşma yaptıktan sonraki ilk talebi ilginçtir. Dr. Faustus cehenneme inanmadığını, Mephistoteles ise kendisi için her yerin cehennem olduğunu söyler. Mephistotilis’e ikna olmayan Faustus şöyle der:

“Yok canım, böyle cehenneme can feda. Öyle olsaydı lanetlenmeyi dilerdim. Uyuyor, yiyor, yürüyor ve tartışıyor olduktan sonra cehenneme gideyim. Ama bırakalım bunu, hadi bana bir kadın bul, Almanya’nın en güzel hanımı olsun, ahlakım zayıf ve şehvetliyim, kadınsız yapamam.”

Kendi serbest çevirim (MBT)

Oldukça açıksözlü bir talep. Ancak Mephistotilis Faustus’a kadın kılığına girmiş bir şeytan gösterir. “Evlilik dediğin törensel bir oyuncaktır, beni seviyorsan bir daha aklından geçirme” der ve Faustus’u ürküterek vaz geçirir. Mephistotilis bunun ardından görünmez yaptığı Faustus ile birlikte Vatikan’a giderek Papa’ya oyun ederler ve Vatikan ahalisini döverler. Başka bir sahnede ise bir şövalyeyi cezalandırmak için ona boynuz takarlar. Kısacası Dr. Faustus ruhu karşılığında aldığı 20 yıllık süreyi pek de bilgi peşinde geçirmez.

Faustus bilinen ve kendisine saygınlık getiren bir yolu neredeyse sonuna kadar izlemiş ancak amaçsız kalmıştır. İçinde hapsolduğu saygınlık-bilgelik kafesinden büyü yoluyla çıkmak istemiş bu defa da tanrıyı inkâr etmesi için ısrar eden şeytanlar (Demonlar) tarafından yargılanmıştır.  

Mephistotilis- arzularını gerçekleştirmek için Dr. Faustus’un yine kendisinden çıkardığı yaratığı olarak görülemez mi? Ahlâklı doktor yoldan çıkmak için şeytana başvurmuş ve yanıt olarak cehennemden gelen arkadaşıyla türlü oyunlar peşinde koşmuş, istediği yerde intikam almış, istediği yerde dalga geçmiştir. Aslında Faustus Mephistotilis vesilesiyle (kendisi dışında kimseye hesap vermeden)  tüm isteklerini gerçekleştirmiştir. 

Dr. Faustus, halk destanı olarak anlatıldığı günlerden bugüne ruhunu şeytana satmak karşılığında alınan hediyeleri ve ruhunu satmanın bedeli olan laneti anlatan arketiptir. Bilgiyi temsil eden doktor bu anlatıda arzuları ve isteklerini temsil eden şeytanıyla cehennemde bir araya gelir. Bilginin temsilcisi ile arzuların temsiclisinin nasıl karşı karşıya geldiği ve bu karşılaşmanın nasıl sonuçlandığı takip edilesi bir izlek.

Dr. Faustus ilk doktor arketipi olarak yerinde duruyor ve bilimsel gelişmeler yeni doktorlar yaratıyordu*.

Dr. Frankenstein ve Adsız Yaratığı

Öte yandan Kayıp Cennet içimde çok farklı ve çok daha derin duygular uyandırdı. Elime geçirdiğim diğer kitaplar gibi ona da gerçek bir öykü gözüyle baktım. Kendi yarattıklarıyla savaşa tutuşmuş, kadir-i mutlak bir Tanır’nın görüntüsü nasıl bir hayret ve dehşet uyandırırsa bu kitap da bende aynısını uyandırmıştı. Anlatılanların çoğunu kendi tecrübelerimle bağdaştırmıştım. Tıpkı Âdem gibi benim de hayatını sürdüren hiçbir varlıkla bağlantım yoktu, ama bunun dışında o, her şeyiyle benden farklıydı. (…) Çoğu zaman Şeytan’ı kendi durumunun timsali olarak görüyordum. Çünkü koruyucularımın saadetine tanıklık ettiğimde, onun gibi benim de içimde kıskançlık dolu buruk bir öfke yükseliyordu.”

 Frankenstein, Çev. Duygu Akın, 2012, Can Yayınları.
Eser: Bernie Wrightson, Aktaran: Sıtkı Görçiz

Mary Shelley “Frankenstein ya da Yeni Bir Prometheus”u 1818 yılında henüz 19 yaşındayken yazar. Romanın kahramanı Dr. Victor Frankenstein adını John Milton’un Kayıp Cennet epik şiirinden alır. Şeytanın cennetten kovulması temasını işleyen şiirde Tanrı, Victor (Muzaffer) adıyla anılır.  

Victor Frankenstein romantik ve coşkulu bir gençtir. Üniversitede doğa bilimleri fizyoloji ve anatomi okurken aynı zamanda (eski bilimin temsilcileri sayılabilecek) simyacılara büyük hayranlık duyar. Frankenstein, Avrupa’yı sarsan bilimsel buluşları simyacıların temsil ettiği büyük hayallerin yanında küçük adımlar olarak görmektedir. Simyacıları aşağılayıp çağın biliminin öncülerini -Victor’a karşı- öven hocasının sözlerine karşılık coşkuyla simyaya sarılır. “Daha fazlasını elde edeceğim; çoktan çizilmiş adımlarda yürürken, yeni bir yola öncülük edeceğim, bilinmeyen güçleri keşfedeceğim ve dünyaya yaratılışın derinliklerindeki gizemleri göstereceğim.”**

Bilimci Frankenstein, kendini yaşamın sırrını ve ölümsüzlüğü araştırmaya adamış bir idealisttir. Anatomi eğitiminin ardından mezarlıklardan ceset parçaları toplar ve parçaları bir araya getirir. Maksadı yeni bir insan yapmaktır, Frankenstein topladığı parçalara elektrik kullanarak can verir. Victor Frankenstein bu eylemiyle çılgın bilim adamı arketipini de doğurmuştur. Frankenstein yaratığı soluk aldığında ortaya çıkan sonuca katlanamaz. Yaratık onda hayal kırıklığı yaratır ve Frankenstein ‘doğumevinden’ kaçar. 

Frankenstein’ın “canavarı” yapayalnız kalır, daha yeni doğmuştur, adı yoktur ve yaratıcısı onu terk etmiştir. Aşağılanır, karşılaştığı herkes ondan korkar, tıpkı cennetten kovulan şeytan gibi bu dünyada yapayalnızdır. Görüntüsü insanları ürkütür, yaratıktan korkulur ve o da bunu öğrenir.  İleri safhalarda canavar yaratıcısı olan Dr. Frankenstein’dan kendisi için bir kadın yaratmasını, yapmasını ister. Ancak o zaman gidecek ve insanlardan uzak bir yerde sevgiyi yaşayabilecektir. Victor kabul eder ancak daha önce korkuyu bilmezken, canavarın kötü bir yaratık olduğundan şüphelenmeye başlar. Canavar için bir kadın bedeni toplar, parçaları bir araya getirir ancak tam canlandırmayı yapacakken korku ve şüpheye yenik düşerek bu girişimi tamamlamaz, yine kaçar. 

Frankenstein bundan böyle canavarı düşman olarak, ya da tam anlamıyla canavar olarak görmektedir ve artık onu yok etmesi gerektiğine inanır. Korku içinde saklanır, takip edildiğini bilir. Bu dönemde hikayenin başından itibaren aşık olduğu kadınla, Elizabeth ile evlenir. Evlendikleri gece canavar saldırır ve gelini öldürür.  Elizabeth’in kaybının ardından Doktor Frankenstein’ı yaşama bağlayan tek şey yarattığı kötülüğü sonlandırmak, canavarı öldürmek isteğidir. Buna verdiği canı geri almak da diyebiliriz. Kovalamaca kuzey kutbuna kadar sürer. Victor hikayenin anlatıcılarından birisi olan Kaptan Robert Walton’a hikayesini anlattıktan sonra can verir. Yaratıcısının ölümünden sonra canavar için de bir amaç kalmaz ve kutupta gözden yiter. 

Kısacası Doktor Frankenstein doğaya, doğanın kanunlarına meydan okur ve ölülerden yeni bir beden yaratır. Yaratık korkunç görünümüyle insanlar arasında yer bulamaz, sevgi arar ve yoksun kalır. Yaratıcısı-babası ile kovalamacanın ardından Frankenstein’ın ölümüyle birlikte yaratık da kendi varlığına artık bir sebep bulamaz. Dünyada iyi-kötü bağ kurabildiği tek kişi yaratıcısı-babasıdır ve o da ölmüştür.

Yazar Mary Shelley Victor Frankenstein’a yeni bir Prometheus gözüyle bakmıştır. Yunan Mitolojisi’nin ünlü Prometheus miti Olympos tanrıları arasında insanlara yakınlık gösteren bir titan olan Prometheus’un hikayesini anlatır. Prometheus insanlara ateşi getiren, bir varyasyonda ise insanları kilden yaratan titandır. Prometheus mitleri aynı zamanda ateş mitleriyle de örtüşür. 

Prometheus insanlara yakınlık gösterip tanrıları aldattığı ve insanlar için ateşi çaldığından Zeus tarafından Kaf Dağı’na zincirlenir. Prometheus’un karaciğeri bir akbaba tarafından yenilecek ve ciğer her gün kendini yeniden yapacaktır. Yarı tanrı (ve yarı insan) Herakles akbabayı öldürerek Prometheus’u kurtarana kadar bu ceza sürer. 

Shelley’in anlatısında ise elektrik ile cansız bedene can veren Frankenstein başkaldırısının cezasını tüm sevdiklerini yitirerek çeker. Kendi ölümü de cezanın sona ermesidir. Modern Prometheus’un ateş elementi ise elektriktir.

Faustus kendi başkaldırısında simya ve büyüyle Lucifer’e  yakarıyordu, Frankenstein ise bilimin sunduğu (kurgusal) olanaklarla kaderine başkaldıracaktı. 

Frankenstein 1818 yılında yayımlandığında zamanın bilimsel havasında romana esin kaynağı olan galvanizm esintileri vardır. Luigi Galvani 1786’da ölü bir kurbağanın bacağına elektrik akımı verildiğinde bacağın hareket ettiğini tespit etmişti. Galvani’nin bu çalışmaları aşağıdaki karikatürdeki gibi tepkilere neden olmuştu. 

Galvani’nin elektrik akımı vererek bir ölüyü dirilttiğini gösteriyor. Sol alt köşedeki şeytanlar ise Faustus’da da olduğu gibi çılgın bilim adamının yeni temsilcisine gülüyorlar. Karikatürde Galvani’nin sözleri Victor Frankenstein’in yaratıkla karşılaştığı anı hatırlatıyor, Galvani elektrik akımıyla hayata dönen galvanize cesede sarılması gerektiğini düşünüyor ama cesaret edemiyor ve bayılıyor. Kaynak: wikipedia

Frankenstein ile yaratığı arasındaki ayrışmanın bir yanında herkesin bir yerden bildiği ama adını koyamadığı bir ayrılık beden ile varlık arasındaki ayrılık yatıyor, bu yüzden Frankenstein LeGuin’in dediği gibi evimizin bir köşesinde oturmaya devam ediyor. Ayrışmanın diğer yanda ise bu ayrılığın sonucu olarak aynadaki suretini tanıyamama hali var. 

Victor Frankenstein ile yaratığı doktorun ölümüyle bir araya geliyorlar. Ölümden gelen yaratık ona can veren doktorunun cesedine bakarak dünyadaki varlığının anlamı kalmadığını anlıyor.

Dr. Jekyll ve Bay Hyde

Ama gerçekten de hatalarımın en büyüğü biraz sabırsız ve neşeli bir mizaca sahip olmamdı; böyle bir şey birçok kimseyi mutlu edebilir, ama bu mizacımı insanların karşısında kafamı dik tutmak ve ağırbaşlı bir tavır takınmak için duyduğum büyük arzuyla bağdaştıramıyordum. Ben de zevklerimi gizlemeye başladım; düşünecek yaşa gelip de çevreme bakmaya başladığımda ve dünyada ne kadar ilerlediğimi ve nerede durduğumu düşündüğümde kendimi şimdiden ikili bir yaşama derinden gömülmüş buldum. (…) Çift kişilikli bir yaşamı o kadar derinlemesine sürdürmeme karşın, hiçbir şekilde ikiyüzlü değildim; her iki yanım da kesinlikle gerçekti; hiçbir zaman, kısıtlamalarımı bir yana bırakıp utanç verici şeylere daldığım zaman, gün ışığında bilginin ilerletilmesi ya da acı ve sıkıntılarımın rahatlatılması için çabaladığım zamankinden daha fazla kendim değildim. (…) İnsan, gerçekte bir değil, iki kişidir. İki diyorum, çünkü kendi bilgim bunun ötesine geçemiyor.  Başkaları aynı konuda beni izleyecek ve beni de geçecektir.

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, Bordo Siyah Yayınları, Çev. Osman Çakmakçı.

 “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın ’ın Esrarengiz Vakası” (Frankenstein’dan 68 yıl sonra) yayımlandığında, dönemin İngiltere’si de Avrupası da oldukça değişmişti. Frankenstein’ın doğduğu yıllarda Avrupa’da Fransız Devrimi’yle aristokrasinin alaşağı edilmesinin ardından oluşan romantik  hava hakimdi. 1886’ya geldiğimizde ise Avrupa 1848 devrimlerini, 1871 Paris Komünü’nü kısacası büyük altüst oluşları yaşamıştı. İngiltere’de (Birleşik Krallık) ise daha 1648’de soylu sınıfla burjuvazi arasında yeni bir denge kurulmuştu. İngiltere ada olmanın da etkisiyle Avrupa ile hem paraleldir hem de bağımsız bir ruh halindedir. 

Darwin’in Türlerin Kökeni’de1859 yayımlanır. Darwin Türlerin Kökeni’ni 1848 yılında tamamlamış ancak koşulların eserin anlaşılması için uygun hale gelmesi için bekler. Darwin’in beklediği olur ve on yılda Avrupa’nın ve İngiltere’nin düşünce alemi tepeden tırnağa değişime maruz kalır. Özellikle Türlerin Kökeni ve İnsanın Türeyişi ile Darwin insan doğasına ilişkin büyük bir perdeyi kaldırır. Ya da perdeyi görünür hale getirir. Darwin’in insanı tüm canlılarla ortak bir alemde, evrim yoluyla çeşitlenmiş bir bahçenin Adem’i olarak yeniden yaratması geleneksel, muhafazakar düşünceyi oldukça rahatsız eder.

İnsanın doğadaki yeri ile insan doğası üzerine düşünceler ne gariptir ki (belki de doğal demeliyim) birbiri ile karşılıklı gelişir. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Esrarengiz Vakası ile R. L. Stevenson insanın doğadaki yerini kavrayışıyla eşgüdümlü olarak ortaya insan doğasına ilişkin yeni bir anlatı koyar.

Dr. Jekyll çevresinde iyi, dürüst ve başarılı bir doktor olarak tanınmaktadır. Ancak yaşı elliye varan Jekyll içinde büyüyen ve güçlenen diğer kimliğinin farkındadır. İçinde iki kişilik barındığını, Jekyll’ın dışarıdan onaylanan karakteri oynadığını, dışarıya hiç çıkmamış olanın ise büyük bir güç taşıdığını ve onaylanmayan bir yaratık olacağını sezmektedir. İçinde yaşayan bu gizli kişiliği açığa çıkaracak dönüşüm için bir “iksir” icat eder. Dr. Jekyll’ın iksiri ile  altyapı psikofarmakoloji alanına dayanır ancak yine simya yoluyla elde edilen bir ilaçtır elimizdeki. 

Dr. Jekyll içindeki yaşamsal enerjiyi koruyan “şey”i açığa çıkarmak için iksirini içer ve ertesi sabah iri yapılı bedeninin yerini daha küçük yapılı, daha genç ve daha hızlı, Jekyll’a göre çirkin ve itici denilebilecek birisi almıştır. Bu kişi Bay Hyde’dır ve adını gizli anlamına gelen “hide”dan bir harf değişimiyle almıştır. Böylece Dr. Jekyll için gizli kimliği altında yaşayacağı maceralar başlar. Dr. Jekyll içinden çıkardığı Bay Hyde’ın eylemlerinin sorumluluğunu da taşımayacaktır.

Dr. Jekyll iksirini içince Bay Hyde’a dönüşür, iksirin etkisi geçince Bay Hyde kaybolur, Dr. Jekyll geri döner. Bay Hyde her ortaya çıktığında giderek daha dizginsiz davranır, türlü suça iştirak eder ve Dr. Jekyll tedirgin olarak bu sürece bir son vermek için iksiri içmeye ara verir. Dr. Jekyll iksirle çıkardığı varlığın dizginlenemez doğasının ayırdına varır.

Doktor her ne kadar iksire ara verse de, Bay Hyde olarak her istediğini yapabilmek onun için bağımlılık haline gelmiştir. Dr. Jekyll bir süre Bay Hyde’ı dışarı salmayarak dizginlemeye çalışır. Birkaç hafta geçer ve bir zayıflık anında Jekyll iksiri içer. Bu defa uzun süredir içeride hapsolan  Bay Hyde zıvanadan çıkmış olarak belirir ve karşılaştığı parlamento üyesi, asil ve kibar bir soyluyu vahşice öldürür. Böylece Bay Hyde her yerde aranan bir katile dönüşür.

Tüm bunlar olurken Bay Hyde ile aralarında bir bağ olduğu Dr. Jekyll’ın arkadaşlarınca da fark edilmiştir. Dr. Jekyll vasiyetini düzenlemiş ve herkesi şaşkın bırakan bir kararla ölümü halinde tüm varlığını Bay Hyde’a miras bırakmıştır. Ancak yakınları bu alakayı Bay Hyde’ın Jekyll’ı tehdit ettiği yönünde yorumlar. 

Cinayetten duyduğu vicdan azabı ile dikkatleri iyice üzerine toplayan ve Bay Hyde yüzünden yakayı ele vereceğinden korkan Dr. Jekyll iksiri içmeyi bırakır. Dr. Jekyll’ın geri dönülmez çöküşü başlar. Bir sabah iksir içmemesine rağmen Bay Hyde olarak uyanır ve paniğe kapılır. Dr. Jekyll bu andan itibaren kendisi olabilmek için iksire ihtiyaç duymaktadır.

Dr. Jekyll bu dönüşümlerin sonunu getirmekte olduğunu anlar ve evine kapanır. Polis tarafından parlamento üyesi bir soyluyu öldürmek gibi çok ağır bir suçtan aranan Bay Hyde’a dönüşmek onu ürkütmektedir. Ani dönüşümlerin ev ahalisi tarafından fark edilmemesi için kendisini laboratuvara kilitler ve yeniden iksir yapmaya çalışır. İksir için kullandığı bir tuzu tüm Londra’da arar ancak aradığı saflıkta veya aradığı özellikte numune bulamayınca ilk kullandığı numunenin standardize olmadığını*** fark ettiğinde artık sonunun geldiğini anlar. Bay Hyde olarak ölümünün ardından Dr. Jekyll’in bıraktığı son mektup bulunur ve okunur.  Bu mektup aracılığı ile başından beri esrarengiz bir şekilde birbirine bağlanan bu iki kişinin aynı kişiler olduğunu öğreniriz.  Böylelikle “Esrarengiz Vaka”  çözülür. 

1931 yapımı filmde Dr.  Jekyll’ın Mr. Hyde’a dönüşümü.

Yani Dr. Jekyll uzun yıllar içinde tutup bastırdığı, bir kenarda büyüttüğü yaratığını bir iksir aracılığı ile ve büyük bir sevinçle çıkarır. Buluşu olan iksir büyük bir adımdır, insan doğasındaki ikiliği elleriyle kavrayacak ve belki de çözecektir. Ancak olaylar beklemediği bir şekilde ilerler. Bastırılan yaratığın yaşam istenci, asil, zengin, saygın ve doktor olan Jekyll’ın istencine galebe çalmıştır. Anlatı bu tarafıyla da çok vurucudur. Dr. Jekyll bastırdığı yaşam istencinin hayata geçmesi halinin çok tehlikeli olacağını sezse de Hyde’a hayrandır. Kötücül de olsa Hyde, Jekyll’ın pes edeceği sorunlarda hayatta kalmayı başarabilecek bir zekayı temsil eder. Hatta anlatıdaki tasvir, kısa boylu, yuvarlak yapılı, çirkince görünümlü ve hızlı hareket eden bir kişidir. Anlatıda canlanan tasvir tıpkı bir maymuna benzemektedir. 

Dr. Jekyll olarak başlayan hikayesinde doktor yaratığına dönüşerek Bay Hyde olarak ölür.

Dracula (tek) vs. Dr. Abraham Van Helsing (ve yoldaşları)

Bram Stoker’ın vampir mitine damga vuran eseri Dracula 1897’de yayımlanır.

Hikayenin özeti şöyle: Kont Dracula Transilvanya’dan Londra’ya yerleşmeye niyetlenen esrarengiz bir soyludur.  Londra’da mesken edinme işlemleri için Jonathan Harker adında genç bir hukuk danışmanı Kont’un şatosuna gönderilir. Harker henüz bilmese de Kont Dracula ölümsüz bir vampirdir ve doğa ötesi güçleri vardır. Dracula, Harker’ı şatosunda hapseder ve kendisi Londra’ya doğru yola çıkar.

Kont Dracula Transilvanya toprağı dolu bir sandık içinde Londra’ya gelir.  Kont Londra’da Jonathan Harker’ın nişanlısı Mina’nın yakın arkadaşı  Lucy’ye musallat olur. Yakınlarının uyurgezerlik zannettiği bir hastalığa tutulan Lucy aslında Dracula’nın kurbanıdır. Dracula Lucy’den gençliğini ve yaşam enerjisini alır. Lucy bu esnada ağır hastalık belirtileri gösterir, aklını yitirmeye başlar ve güçsüz düşer.  Lucy’nin taliplerinden Doktor John Sevard’ın muayene ve tedavileri sonuç vermez. Bunun üzerine Dr. Sevard hocası Profesör Abraham Van Helsing’e danışmak üzere bir mektup yazar.  Öğrencisinin talebine yanıt veren Van Helsing Londra’ya gelir, Lucy’yi muayene eder ve genç kızın kan kaybına eşlik eden bilinç bozukluklarının altında doğadışı bir durum olduğunu sezer. Hastalığın bir vampir kaynaklı olduğundan şüphelense de uzunca bir süre öğrencisine durumu açmaz. 

Anlatıda kurban olan Lucy’nin talipleri olan Ouincey P. Morris Amerikalı bir maceracı, Arhur Holmwood soylu bir İngiliz ve Dr. John Sevard diğer ikisinin yine bir macerada tanıştıkları genç bir doktordur. Dr.Sevard hikayenin baş anlatıcısıdır ve aynı zamanda Dracula’nın Londra’daki malikanesinin komşuluğundaki akıl hastanesinin tek doktorudur. 

Dracula’nın düzenli bir şekilde kanını emdiği Lucy, Dr. Van Helsing ve Dr. Sevard’ın yoğun çabalarına karşın daha fazla dayanamayarak ölür. Van Helsing Lucy’nin artık bir insan olmadığını, geceleri mezarından çıkarak kan emecek bir yaratığa yani vampire dönüşeceğini anlamıştır. Van Helsing Lucy’nin yakınlarına bu olağandışı durumu anlatmak için öncelikle Dr. Sevard’ı -uzun mantık tartışmaları ve tıbbi kanıtlamalar sonucu- ikna eder, ardından ikisi birden Lucy’nin nişanlısı Arthur’u ikna ederler. Dr. Van Helsing (bilge), Dr. Sevard (çırak), Arthur (soylu) ve Quincey P. Morris’ten (maceracı) bir ekip oluşur ve artık bir gece yaratığına dönüşen Lucy’nin infazı için hazırlıklar yapılır.

Lucy ise geceleri mezarından çıkıp küçük çocukların aklını çelerek onların kanını emmeye başlamıştır. 

Van Helsing önderliğindeki grup, Lucy’nin göğsüne -geleneksel vampir infaz yöntemi olan- kazık çakmak ve kafasını kesmek suretiyle lanetin ilk ayağını yok ederler.

Bu esnada Dracula’nın şatosuna hapsettiği Jonathan Harker büyük cesaret göstererek şatodan kaçmıştır ancak yaşadığı fiziksel ve ruhsal yorgunluk nedeniyle hasta düşmüş ve bir kiliseye sığınmıştır. Uzun süredir Harker’dan haber alamayan nişanlısı Mina’ya yaşadığını haber eder ve onu yanına çağırır. Sığındığı şapelde nikah kıyarlar ve ardından Londra’ya dönerler. Jonathan Harker şahit olduğu doğaötesi olaylardan ötürü zihinsel olarak çökmüş durumdadır. Ancak Dr. Van Helsing Harker’ın günlüğünü okuduğunda Harker’ın yaşadıkları ile Lucy’ye musallat olan musibet arasında bağlantı kurar. Doktorun kurduğu bağlantılar (ve koyduğu kesin tanı) sayesinde Harker yaşadıklarının gerçek olduğunu, zihninin kendisine oyun etmediğine bir gecede ikna olur ve ruhsal olarak toparlanır. 

Artık Lucy’yi “kirleten” yabandan gelen vahşinin peşine düşmek zamanıdır. Dracula gün ışığında gizlenmek zorunda olduğundan geceyi beklemek için Londra’da kendisine birkaç sığınak yeri ayarlamıştır. Van Helsing ve arkadaşları uzun araştırmalar sonunda vampirin sığınaklarını tespit ederek sığınakları etkisiz hale getirirler****. 

Londra’da yatacak yeri kalmayan Dracula üstün güçlere sahip olsa da bu kararlı ve kendisinin tüm zayıf yönlerini bilen ekipten yuvasına doğru kaçmayı tercih eder. Ancak kaçmadan önce artık Jonathan Harker’ın eşi olan (ve tüm ekibin hayran olduğu) Mina Harker’a vampirlik bulaştırır. Dracula’nın Mina’ya musallat olduğunu son anda fark eden ekip büyük darbe alır ve kovalamaca aciliyet kazanır.

Dracula “dragon” yani ejderha anlamına gelir ve anlatı her mitolojide bir şekilde yer alan “ejderha-canavar katli” mitinin devamıdır. Ejderha katili askerin hristiyanlaştırılmış hali Saint Georg’dur.  Aziz Georg çoğu zaman kösnül kökeni temsil eden ejderhayı bir mızrak ile öldürürken temsil edilir. Ejderha zehirli diliyle bir kenti kendine kurban vermeye ikna etmiştir. St. Georg ejderhayı öldürerek kurban olarak gönderilen prensesi kurtarır. Dracula roman olarak da bu mitsel anlatının genişletilip yeniden yazılmış modern bir uyarlamasıdır. 

 Van Helsing ve Jonathan ile Mina’nın da katıldığı “haçlı ordusu” Transilvanya’daki şatosuna doğru kaçmaya başlayan “imansız gece yaratığı” Kont Dracula’nın peşine düşerler. Dracula’yı Transilvanya’daki şatosuna kadar takip ederler ve Dracula burada infaz edilir.  

Dracula’nın film uyarlamalarında bazı farklılıklar bulunsa da özü itibarıyle Transilvanya’dan gelen bir aristokratın Londra’lı genç kızlara musallat olması ana temadır Kont hem kurt adamdır hem de vampir kısacası bir biçim değiştirendir. “Aşağı yaratıklara” (fareler, yılanlar, yarasalar ve sinekler gibi) hükmedebilir. 

Dr. Faustus mutlak bilgiyi ararken yaratığı Mephistotilis mutlak eğlence önerdi. Dr. Frankenstein ölümsüzlüğü aradı sevdiklerini kaybetti, canavarı ise kendisini sevecek bir kişiye razıydı. Dr. Jekyll (hayatında hiç kadın olmadan) dostça sevgiden yana doymuştu, Bay Hyde’ı ise anlatı boyunca sadece Dr. Jekyll sevebildi. Dracula yaşamsal enerjiyi emen şeytani bir gölge olarak resmedilir.

Dr. Abraham Van Helsing neredeyse mutlak bilgiye sahiptir.  Filozof, metafizikçi ve zamanın önde gelen bilim adamıdır. Herşeyi bilen ama hiçbirşeyi olmayan bir doktor olarak fizik ve metafizik güçleri yönetebilen ancak yine de gençlik ve gücün peşindeki Dracula’yla karşılaşır. Bir Phsycian/ metaphsycian ile fizikî dünyadaki varlığı kusurlu olan doğa dışı bir varlığın karşılaşmasıdır bu.

Van Helsing bir yanıyla Faustus’tur, yüksek bilgiye sahiptir ancak Faustus’tan bir adım öteye geçen bir yanı vardır, bu bilgiyi kendi eliyle uygulayabilmektedir. Bilgiye eylemiyle de hakimdir. Karşıtı  olan Dracula ise her şeyi elde edebilmesiyle şeytanidir, Mephistotilis’’in bir temsilidir, iblistir. Faustus Mephistotilis ile bir arada resmedilirken Van Helsing Dracula’nın ölümüne düşmanıdır. Bram Stoker’ın tasavvurunda arzu ve gücün temsiliyeti olan Dracula bilimsel bilgi ve imanın tam karşısında yer alır. Diğer doktor ve yaratığı karşılaşmalarından farklı olarak bu iki cephe arasındaki kuvvetli çekim Dracula romanında incelikle gizlenmiş okurun keşfine bırakılmıştır. Dracula ne kadar güçlü bir karakter ise Van Helsing de o kadar amansızdır. 

Son Sahne

Yukarıda sıraladığım tüm anlatılarda ana karakterin korku ve inançlarıyla yarattığı veya sürüklendiği kaderi ile bir karşılaşması vardı. Kendi korkularını ve aynı zamanda kaderlerini hayata getirmeleri gözüyle bakarsak: Hazdan uzak bir hayat süren ve sonunda kendini cehennemde bulacağına inanan bir Faustus; yaratıcı güçlere sonsuz inancıyla doğaya meydan okuduğunda bedelini ödeyeceğine inanan bir Frankenstein; içinde giderek büyüyen bastırılmış dürtüleri açığa çıkardığında dışlanarak öleceğine inanan bir Dr. Jekyll; ancak büyük bir belaya tanı koyup ortadan kaldırdığında gücünü gösterecek bir Dr. Van Helsing vardır karşımızda ve anlatıların başlangıcında gizli olarak.

Diğer bir yönüyle ise kurgusal doktorlarımız yaratıkları (canavar, katil, vampir) bilgi sahibi bir arketiple çözmeye çalışırlar. 20. yüzyıl ile birlikte bilgi sahibi arketipin yansıması tıp doktorundan yavaş yavaş fizikçilere doğru uzaklaşacaktır. Atom bombaları gibi dünyanın sonunu getirebileceğine inanılan nükleer “şey”ler toplumsal korku modelini yenileyecekti. Ta ki bir gün uzayda yeni bir yaratıkla karşılaşılana kadar. Yaratık anlatısı sonsuz mağarasından her dönem yeni kılıklarla geri dönecektir.

Seçtiğim anlatılarda bir şeyin bilgisine sahip olan doktor ile hemen karşısında o şeyin kendisine sahip olan bir nevi yaratık vardır. Dr. Faustus ilahi bilgilere sahipti ancak ilahi güçler Mephistotilis’in elindeydi. Dr. Frankenstein yeni bir şey yaratmanın bilgisine sahipti ancak yaratığı yeni bir şeyin gücüne sahip oldu. Dr. Jekyll içinde başka bir yaşamın bilgisine sahipti, Bay Hyde ise Jekyll’ın yaşayamadığı hayata sahipti. Dr. Van Helsing fizik/ metafizik kapsamlı bir bilgiye sahip iken karşısındaki yaratık ise aynı bilginin nesnesi olan doğaüstü güçlere sahipti.

Tüm anlatılarda hekimleri şifacıdır ancak şifacı olarak eksik kişilerdir. Faustun bilgi açlığı karşısında hazzı, Frankenstein’ın hayat verme kudreti, Jekyll’ın içinde büyüyen aykırı yaratığı yaşatmak istemesi. Kurgusal doktorların bu eksikliklerini telafi edip tam olma arzuları bir takım felaketlere yol açar. Yaralı şifacının tümgüçlü physycian’a evriliş ihtimali korkunç bir yaratık ile gölgelenir. 

* 19. yüzyılda Alman Şair Goethe’nin yeniden yarattığı Faust’un ikinci kitabında Doktor Faust endüstrileşmenin araçlarını kullanıyordu tabii yine Mephistoteles aracılığıyla.

** Simyacı burada ezoterik ve kadim bilgilerle çalışan metafizikçileri anlatıyor, Frankestein’ın kaynakları olan simyacılar doğa bilimlerinin modern bilim öncesi doruk noktalarını temsil eden Cornelius, Paracelsus gibi isimlerdir.

*** İksiri ilk yaptığı madde açık ifade ile büyülüdür sanki.

**** Dracula Transilvanya’dan getirttiği toprakla dolu sandıklarda kalmaktadır. Bu sandıklara kutsanmış ekmek konularak etkisiz hale getirilir.

Yazar: Murat Bülent Tokdemir

Not: Sevgili dostum Bülent ile Doktor Korkusu ve Frankeinstein’dan Yapay Zekaya; İnsanın Yarattığından Korkması başlıklı yazıları konuşma fırsatı bulmuştuk. O da bu konu öyle değil böyle işlenir diyerek tramvayın vatmanlığını devraldı bir yazı için. Bir kere daha buradan teşekkür etmiş olayım kendisine. İK

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s