İhtisas Tramvayı

Anladığım kadarıyla insanlık

Ahlaki Yargılamanın Nörobiyolojisi Üzerine Notlar

lady-justice

Hepimizin kendine göre doğruları ve yanlışları var. Evet, fikir başka başka olmasa koyun kurt ile gezerdi, doğrudur. Yine de koyun ve kurt kadar farklı olmadığımızda ve yargılamada bulunduğumuz olaylarla ilgili veriler sabit olduğu durumlarda bile nasıl olup da farklı sonuçlara varabiliyoruz? Bu yazı ahlaki yargılama (moral judgement) ve nörobiyolojik temelleri ile ilgili olacak. Bunun için öncelikle bu yargılama süreçlerinin nasıl yürüdüğüne ilişkin etik felsefesi tartışmalarına kısa bir giriş yapmak gerek.

Etik felsefesine göre ahlaki ikilemler (moral dilemma) üzerinde bazı doktrinlerden yola çıkılarak fikir yürütülmektedir. Bütün etik felsefesini kapsamama olanak yok elbette, önce zihin açıcı bazı ahlaki ikilemlere örnek verip ardından sinirbilim alanındaki tartışmalara da dayanak oluşturan üç tane doktrine değineceğim;

  • Ahlaki ikilemlerden en meşhuru Şişman Adam’dır (Fat Man) muhtemelen; Bir tramvay rayların üzerindeki 5 kişiyi ezmak üzeredir ve buna engel olmanın o an için tek yolun tramvayın üstünde bulunan bir üst geçitteki şişman bir adamın tramvayın önüne itilmesidir. Birisi bu şişman adamı tramvayın önüne ittirdiğinde şişman adam ölecek ama 5 kişi kurtulacaktır. Bu durumda şişman adamı ittirmek doğru mudur?
  • Şişman Adam’ın bir varyasyonu ise Yan Yol (Sidetrack) İkilemi’dir. Bu kez tramvayımızın hattında 5 kişi raylara bağlanmış olarak durmaktadır. Bu kişilerle tramvay arasında bir makas bulunmakta ve tramvayın rotası değiştirilebilmektedir. Tramvayın hattı değiştirildiğinde ise bu kez raylara bağlı 1 kişi bulunmaktadır. Makasın başında bulunan kişi hiç bir şey yapmazsa 5 kişi ölecek ya da 5 kişinini kurtulup 1 kişinin ölmesi pahasına hattı değiştirecektir. Hattı değiştirmek doğru mudur?
  • İstanbul’a doğru bir nükleer füze gelmektedir. Füzeyi durdurmak mümkün gözükmemekte ama yönü değiştirilebilmektedir. Yönü değiştirildiğinde ise füze Tekirdağ’a düşecektir. Füzenin yolunu değiştirmek doğru mudur? Bu ikilemin başka bir versiyonunda nükleer füze yine İstanbul’a ilerlemektedir. Füzeyi durdurmanın tek yolu Tekirdağ’a nükleer bir füze gönderip doğru zamanlamayla patlamanın etkisinden yararlanmaktır. Tekirdağ’a füze göndermek doğru mudur? Bu iki sorunun yanıtları (etkileri tamamen aynı olmasına karşın) farklı olabilir mi?
  • 6 yaşındaki Sezercik ölürse Nuri’ye yüklü miktarda miras kalacaktır. Sezercik banyoda iken Nuri gelir ve Sezercik’i küvette boğar. Başka bir olasılık olarak Erol’a da Sezercik’in ölümü halinde yüklü miktarda miras kalacaktır. Sezercik banyoda iken Erol tesadüfen banyoya gelir, bu sırada Sezercik başını çarpar, bayılır, suya gömülür. Erol müdahale etmez, Sezercik ölür. Nuri’nin eylemi mi Erol’un eylemi mi daha kabul edilemez? Neden?

Bu örneklerin ikilem olarak adlandırılmalarının nedeni insanların ortak yanıtlarda birleşemiyor oluşu. Bu durum ahlaki yargılamada farklı paradigmaların olduğuna ve kişilerin bu paradigmalardan hangilerini baskın olarak kullandıklarına göre yanıtların değişebileceğine işaret ediyor, şimdi de bu paradigmalardan bazılarına bakalım:

  1. Sonuççuluk (Consequentialism): Eylemlerin sonuçları ne kadar iyiyse eylem o kadar kabul edilebilirdir. Sonuççuluk paradigması Şişman adamı tramvayın önüne atar, Tekirdağ’da füze patlatır vs…
  2. Yapma/İzin Verme Doktrini (The Doctrine of Doing vs Allowing): Bir olay nedeniyle birisi zarar görüyorsa bu eylemin etkin biçimde yapılması, olmasına izin vermekten daha kötüdür. YİVD’e göre Nuri’nin eylemi Erol’dan kötüdür, şişman adam tramvayın önüne atılmamalıdır.
  3. Çift Etki Doktrini  (The Doctrine of Double Effect): Verilen zarar eylemin doğrudan niyeti değil, adeta bir yan etki olarak ortaya çıkıyorsa daha kabul edilebilir. ÇED’e göre şişman adam tramvayın önüne atılmamalıdır ama tramvayın hattı değiştirilebilir. Tekirdağ’a füze atılmamalıdır ama gelen füzenin yönü Tekirdağ’a doğru değiştirilebilir.

Bir hukukçu dostumun katkısıyla adli yargılama sürecinde etken olan kavramları özetledim, pratik düşünme adına bu noktada makul sınırları zorlayarak ahlaki yargılama ile hukuki yargılama arasında bir anoloji kuracağım:

  1. Zararın büyüklüğü => Sonuççuluk
  2. Kasıt/İhmal => Yapma/İzin Verme
  3. Spontan/Taamüden => Çift Etki
  4. Saik (Namus vs) ve Pişmanlık faktörlerini bu yazı kapsamında ele alamayacağım

Elbette beynimizin adli yargı sürecini taklit ettiğini düşünmek yerine adli yargılama sisteminin ahlaki yargılama paradigmalarından türemiş olduğunu düşünmek daha makul. O halde beyinlerimizdeki mahkeme salonları nasıl işliyor? Biraz sinirbilim…

Borg ve arkadaşları yukarıdaki 3 kategori kapsamındaki ahlaki ikilemlere maruz bıraktıkları deneklerin beyinlerinde fMRI yöntemi ile hangi bölgelerin aktifleştiğine bakmışlar. Sonuçlar;

  • Sonuççuluk (Zararın büyüklüğü): Hasarla ilgili sayısal hesap yapılması gerektiğinde Sağ Dorsolateral Prefrontal Korteks (DLPFC) etkinleşiyor. Şaşırtıcı değil, 92’den geriye 7’şer saymanızı istediğimde ya da duyduğunuz bir telefon numarasını kağıda yazana kadar beyninizde etkinleşen bölge. Hesap işlerinden sorumlu.
  • Yapma/İzin Verme(Kasıt/İhmal): Medial Frontal Gyrus etkinleşiyor. Bu bölgenini kişinin kendisi ile ilgili düşündüğünde etkinleştiğini biliyoruz. Örneğin kişi “Kolay sinirlenen biriyim” ya da “İşimde iyiyimdir” ifadelerini değerlendiriken bu bölgenin özellikle etkinleştiği bilinmekte. Aynı bölgenin lezyonlarında Zihin Kuramı (Theory of Mind) bozulmaları da gözlenmektedir. Zihin Kuramı kabaca başkalarının bizimkinden ayrı zihinleri olduğu, dolayısıyla bizim bildiğimiz bazı şeyleri bilemeyebilecekler ya da bizim bilmediğimiz şeyleri bilebileceklerinin farkında olma ve diğerlerinin duygu, niyet ve düşünceleri ile ilgili çıkarsamalarda bulunabilme yeteneğidir. Zihin Kuramı sayesinde hepimiz ima edileni çıkarsayabiliyor, yapılan gafın farkına varabiliyoruz. Yapay zekanın zorlandığı konulardan bazılarıdır bunlar. Bu paradigmada yukarıda bahsi geçen DLPFC de etkinleşmekte. Yazarlar bu durumu beynin duyguları bastırmak ve rasyonel karar alma yönünde bir eğilimi olarak yorumlamışlar. Kasıt/İhmal değerlendirmeleri daha soğukkanlı işleyen (bilişsel ağırlıklı) süreçler gibi görünüyor.
  • Çift Etki (Taamüden): Sağ Anguler Gyrus etkinleşmiş. Buranın aynı zamanda deneysel ortamda bir eylemin (bilgisayar ekranında bir çizim) deneğin kendisinin mi yoksa bir başka kişinin mi yaptığını anlamaya çalışırken etkinleşen bir bölge olduğu bilinmekte. Yukarıda bahsi geçen Zihin Kuramı’nda en önemli bölgelerden biri olan Superior Temporal Sulcus da bu paradigmada etkinleşmekte. Genel olarak diğer kişilerle ile ilgili beyin bölgelerinde bir etkinleşmeden bahsedebiliriz yani. Bu bağlamda taamüden değerlendirmesinde  genel olarak daha emosyonel bir işlem yapıldığı olduğu da söylenebilir.

Çok ilgi çekici başka bir çalışma da Young ve arkadaşları tarafından Transkranyal Manyetik Stimülaston (TMS) paradigması ile yürütülmüş. TMS ile beyinde oluşturulan manyetik alan ile beynin spesifik bir bölgesi bloke edilebilmektedir. Sağlıklı deneklerden aynı öykünün 4 farklı versiyonunun ahlaki açıdan değerlendirilmesi istenmiş. Öyküde Ali kimyagerdir ve arkadaşı Fatma onu çalıştığı fabrikada ziyarete eder. Ali Fatma’ya kahve ikram eder ve kahveye;

a) Süt  tozu olduğunu düşünerek süt tozu koyar,

b) Zehir olduğunu düşünerek süt tozu koyar (yanlışlıkla)

c) Süt tozu olduğunu düşünerek zehir koyar (yanlışlıkla)

d) Zehir olduğunu düşünerek zehir koyar.

Temporoparietal Bileşke (Temporoparietal Junction -TPJ) yukarıda bahsi geçen Superior Temporal Sulcus’u da içeren bir anatomik bölgedir. Bölge özellikle Zihin Kuramı’nda etkin rol oynamaktadır. Çalışmada TPJ bloke edildiğinde ahlaki yargılamanın sadece b şıkkına spesifik olarak değiştiği saptanmıştır. Yani TPJ bloke edildiğinde denekler spesifik olarak birini öldürmeye çalışma ama zarar vermeyi başaramama durumunu daha kabul edilebilir bulmuşlardır. Yani diğerlerinin zihni ile ilgili değerlendirme devre dışı kaldığında ahlakı yargılama salt sonuççuluk ilkesine göre işliyor gibidir.

Sonuç olarak görünen o ki

  1. Ahlaki yargılamada kullanılagelen doktrinlerin nörobiyolojik temelleri bulunmaktadır ve bu doktrinler adli yargılamanın da temellerini oluşturmuş olabilirler.
  2. Ahlaki yargılamanın subjektivitesi farklı kişilerde farklı doktrinlerin baskın olarak kullanılmasından kaynaklanıyor olabilir.
  3. Frenolojik bir beklenti ahlaki yargılama ile ilgili olarak da boşa çıkmıştır. Ahlaki yargılamaya spesifik bir beyin bölgesi olmadığı gibi bu işlev aslında temel olarak diğerlerini anlamaya yönelik gelişmiş sistemlerin kombine çalışması ile gerçekleşiyor gibi görünmektedir.

Bu yazı biraz kandime tuttuğum çalışma notu gibi oldu, farkındayım. Adalet ihtiyacının evrimi üzerine ikinci bir yazı ile daha bütünleştirici olacağını umuyorum.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Etiketler

6 7 eylul 12 eylül adalet akupunktur alkol amatem ankara katliamı anonim arketip AVM avukat aylan kurdi aynalanma bağlanma bağımlılık bebek beslenme bireyselci birgün gazetesi bonobo bonzai bottleneck hypothesis bourdieu bystander effect Cochrane Handbook for Systematic Reviews of Interventions consumerism danışan dedikodu devlet de Waal dil direniş doktor dunbar düzenleme ebeveyn yatırımı erginlenme ritüeli erkeklik ermeni esrar evrimsel psikoloji eğitim eşcinsel eş seçimi facebook fallus feminist fluctuating asymmetry FOXP2 freud fundemental attribution error fıtrat gazete geleneksel tıp genetik Gezi gezi direnişi gezi parkı haset hekim inkar intihar itaat işkence kadın kahrolsun bağzı şeyler kapitalizm kapuçin kardeş psikolojisi Karne kimlik kokain konrad lorenz kronos kubler ross kuşakaşan travma kültür lacan madımak malpraktis maskulen maslow metaanaliz metropol milgram milgram deneyi Muzaffer Şerif müzik namus obsesif oksitosin otorite panik atak paranoya parental investment paul ekman pembe otobüs pipi plasebo polis primat protolanguage psikanaliz psikiyatri psikiyatrist psikoloji psikopat psikoterapi pubmed randomize kontrollü çalışma rapunzel Reyhanlı savaş savaş transı sendika serotonin sham sosyodise stanford hapishane deneyi stereotip stereotipleme süperego sınıf tanıklık tecavüz tedavi terapi terör Theory of Mind travma twitter tükenmişlik Türkiye Psikiyatri Derneği tütün uyku deprivasyonu yas yaşlılık Zihin Kuramı Zimbardo zürafa öndil öteki özgecan üstbiliş İlaç şef şempanze şeytanlaştırma şiddet şizofreni
%d blogcu bunu beğendi: