Parazit Filmi ve Termodinamiğin II Kanunu

Yaşamın kendisi enerjinin gasbı ile mümkün. Hatta daha da ileri götürelim ve Schrödinger’in tanımına başvuralım: Yaşamı termodinamiğin ikinci kanununa karşı gelebilen bir algoritmadır. Yani kapalı bir sistemde, entropinin giderek artması ve enerjinin de giderek azalması yerine, entropinin azalması ve enerjinin artması yaşam olarak tanımlanabilir. Bunu tesis etmenin en kestirme yolu, bunu başaran başka bir kapalı sistemin enerjisini gasp edebilmek sanırım. Evet, bitkiler güneşten gelen enerjiyi dönüştürebiliyorlar. Otçullar bitkilerin ürettiği enerjiye çökerek yaşayabiliyorlar. Etçiller de otçulların bitkilerden çöktüğü enerjiye çökerek. İnsan, elbette hepsine çökerek var olabiliyor. Hepsine derken, kendi de dahil olmak üzere. Bu yüzden homo homini lupus. İnsan, artı değer -yani kendisinin hayatta kalmasına yetmesine yetecek kadarından fazlasını- üretmeye başladığından beri, o üretilen fazlanın üzerine çökerek avcı toplayıcılıktan bu noktalara kadar geldi. Konu enerji üzerinden devam ediyor üstelik. Ortaçağda derebeyleri çiftçinin mahsülüne çökerdi; “Ekende yok, biçende yok, yiyende ortak Osmanlı“. Modern zamanlarda ise yine enerji savaşları oluyor. Bu sefer uğruna savaşılan karbonhidrat değil yağ. Ama makineleri besleyen “yağ” bu. Ortadoğu’da savaşların asla sonlanmamasına neden olan, dolayısıyla çıktığı toprağın lütfu mu laneti mi olacağını bilemediğiniz yağ. Bir de onun daha da modern versiyonu var elbette. Nükleer enerji… Ama konumuz bir şekilde enerji sonuçta. Enerjiye kimin sahip olduğu…

Schrödinger’i daha çok kedisi ile tanırız. Allah rahmet eylesin/uzun ömür versin. Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/622552348466459119/

Parazit de rızkının peşinde olan bir hayvan türü sonuçta. Farklı olarak avını öldürmüyor. Bir aslan antilopu öldürerek enerjisini tüketiyorken, sinek antiloptan ısırık alıyor, ve ısırdığı kadarının enerjisi ile idare ediyor. Buna rağmen parazit sözcüğünün pejoratif bir yükü var. Prestijli değil, çünkü parazitin ava giderken avlandığı da çok oluyor. Özdeşim kurulması zor bir canlı türü. Onun için sevdiklerimize “aslanım” diye sesleniyoruz, “sineğim” ya da “kenem” şeklinde değil.

Bong Yoon Ho’nun Parazit filmi de bir şekilde hayatta kalma mücadelesi üzerine kurulu. Bu mücadele baskın olanla olmayan arasında olduğu kadar baskın olmayanların kendi arasında da cereyan ediyor.

Evrimsel Psikoloji ve Finansal Varlık

Birinin baskın olduğunu nasıl anlarız? Doğada bunu anlamanın birkaç yolu var. Her ne kadar bütün gayreti bunu inkar etmek olsa da, doğanın bir parçası olan insanda da bu baskınlık sinyalleri benzer şekilde tezahür ediyor. Baskınlığı anlamanın yollarından birisi bir bireye boyun eğici sinyaller gönderen diğerlerine tanık olmaktır. Bir protokolde kimseyi tanımıyor olsanız bile baskın olanı kolayca saptayabilirsiniz. Patron toplantı odasına girdiği zaman düğmelerin önü iliklenir, bakışlar o tarafa döner, yayıya yayıla oturulmaz… Böylelikle baskın bireyin bir sinyal göndermesine gerek kalmadan baskınlığı gösterilmiş olur.

Bazen de baskınlık sinyalleri gönderilir. https://twitter.com/IKucukparlak/status/513791704550617088

Aslında zindelik göstergesi (fitness indicator) olan ama şimdilik pratik nedenlerle baskınlık göstergesi olarak ele alabileceğimiz başka bir fenomen de “Handikap Prensibi” (Zahavian Handicap). Bu fenomen adından da anlaşılacağı üzere canlının kendisine sorun yaratabilecek unsurları barındırması, ve buna rağmen hayatta kalabiliyor olması üzerinden dayanıklılığını kanıtlaması üzerinden çalışır. Erkek tavus kuşlarının abartılı kuyruğu handikap prensibine örnek olabilir. Bu kuyruk yırtıcıdan kaçmayı zorlaştırmaktadır. Buna rağmen bir erkek tavuskuşunun zedelenmemiş bir kuyruğu sergilemesi reflekslerinin güçlü ve enerjik olduğunun bir göstergesi olarak çalışabilir.

İnsana gelince, kavgaya tutuşmaya niyetlendiğiniz birisi gömleğini yırtıp jiletle gövdesine gövdesine kesiler atmaya başlarsa kavgadan vazgeçersiniz umarım. Kendisine bunu yapan size ne yapmaz. Ama handikap prensibini en çok finansal tarafıyla görürüz. Bir ara puroyu 100 dolarlık banknotla yakma adeti vardı mesela. Bu kişi 100 doları yakarak, 100 dolar yakmayı hiç dert etmeyecek kadar büyük bir serveti olduğunu ispatlar. Bunun biraz daha medeni hali prestij odaklı alışveriş olabilir. Lüks bir ürün sadece varlıklı insanların alabileceği bir fiyatta olduğu için, varlıklıların varlıklarını ispatlamalarına yardımcı olma işlevi barındırdığı için de talep görebilir. Yoksa bir çantadan 50 bin dolar, bir kol saatinden 1 milyon dolarlık işlev beklemek olanaksız sanırım. Rich kids akımı bu konuda geniş bir örneklem vaat ediyor gibi.

Handikap prensibi zaman ve mekan kullanımı aracılığı ile de gerçekleşebiliyor. Zamana Karşı filminde zamanı cömertçe harcamanın varlıklı insanların karşılayabileceği bir durum olduğu sembolik biçimde çok net tarif ediliyordu. Parazit filminde de o pizza kutuları hızlıca katlanmalı, deliller hızlıca ortadan kaldırılmalı, o yemek 8 dakikada hazırlanmalıydı. Yine de Parazit’te bu lüksü mekan kullanımı ile çok daha net biçimde görürüz. Yoksul Kim ailesinin evinde her şey sıkışıktır. Boşa harcanacak bir santimetreküp bile yok gibidir. Oysa varlıklı Park ailesinde boşluğu görürüz. Kocaman bir salonda bir kanepe ve bir sehpa, önünde duvardan duvara bir cam vardır. Varlıklı olmak “yapıyorum çünkü yapabiliyorum” demeyi gerektirir. “Bu kadar büyük bir ev yaptım, çünkü yapabiliyorum. Gerek olduğu için değil.”

Hayaller
Hayatlar

Bu fenomene sadece konut mimarisinde rastlamayız. Ucuz markaların perakende satış mağazaları yığma ürün ile doludur. O kiranın karşılanması gerektir. Oysa lüks bir marka 500 metrekarelik bir dükkan tutar ve bir köşede sadece iki tişört, diğer köşede sadece 3 çift ayakkabı bulundurur. Bunu karşılayabiliyor olmak markanın prestijine delalet eder. O markayı kullanabiliyor olmak da müşterinin prestijine elbette. Zaten Kim ailesi Park ailesine yönelik tuzaklardan birini tam da bu zemine inşa eder. Annelerini işe almak için uydurdukları “The Care” şirketinin kartvizitinde sadece “The Care, premium” ibaresi ve bir telefon numarası bulunmaktadır. Bu kendi tanıtımını yapma gereği hissetmeyen oldukça itibarlı bir kuruluş izlenimi bırakır. Telefonla arandıklarında da hizmet vermek için bin dereden su getiren tutumlarıyla “tok satıcı” pozisyonundan bu itibarı daha da pekiştirirler. Kim ailesi burjuvayı büyüleyen kodları çözmüş ve bunları lehine kullanmaktan geri kalmamaktadır.

Şoförden patrona uzatılan kartvizit ile kimin kime bakım verdiği de bir kere daha hatırlatılıyor.
fakir kartvizitinde ise boşa harcanacak bir milimetrakare bile yoktur
Mekan bol gelince taş yığmışlar. Kaynak: Justso.eu
Dünyanın ilk “sıfır atık” dükkanı ünvanlı Bottletop malzeme ile boşluğu farklı biçimlerde ele alıyor gibi görünüyor.
Defacto mağazası ise gördüğünüz üzere bolluk bereket ve kalabalık barındırıyor. Kaynak: Habertürk internet sitesi.

Park ailesi için başka bir Zahavian Handicap da köpekleridir. 3 adet süs köpeği ile yaşarlar. Bu köpekler, belli ki evi korumak gibi bir işlev barındırmazlar. Zaten film boyunca da koruyamadıklarını görürüz. Dolayısıyla sadece köpek oldukları için masraf edilebiliyor olması bile bir tür Zahavian Handicap sayılabilir. Kucağında finosu ile gezinen koket burjuva kadını stereotipi kökenini bu durumdan alıyordur belki.

Kıyafeti ile kombin yapabilmek için üç farklı süs köpeği alınmış olabilir mi? Sadece sesli düşünüyorum…
Bu Nasıl Sarışın (Legally Blonde) film afişi. Kaynak: IMDB
Filmin Çağrıştırdığı Diğer Anlatılar

Filme dönecek olursak, temel olarak 3 aile arasındaki gerilime tanıklık oluruz. Bu ailelerden ikisi yoksul ailelerdir. Yoksul aileler arasındaki çatışma varlıklı ailenin parazitinin kim olacağı üzerine dönmektedir. Elbette parazit olan yoksullar ise. Çünkü o yoksulların yokluğunda varlıklı ailenin hayatını idame ettiremediğini de görürüz. Bu yoksul ailelerden hayatına tanıklık ettiğimiz Kim ailesinin bireyleri hakkında pek az şey söyleyebiliyoruz. Evet, yönetmen bizi Kim ailesi ile tanıştırır ama bu aile bireyleri o kadar zorlayıcı hayat koşullarında yaşıyorlardır ki, koşullar neyi gerektiriyorsa onu yaptıklarından onları tanımak güçtür. Baba Kim gururlu bir adam mıdır? Anne Kim güçlü bir kadın mıdır? Kız inatçı, oğlan uyanık mıdır? Bu aile bir bakıma ne olmaları gerekiyorsa odur. Bir bodrum katında ekmek kemirerek hayatta kalmaya çalıştıkları için aslında oldukları şeyi olma lüksleri yoktur. Bulundukları kabın şeklini almak zorundadırlar. Bu tarafıyla film Yetenekli Bay Ripley‘i çağrıştırmış olsa da, Ripley hayatta kalabilmek için değil, özendiği için bir “impostor” olmuştur. Kim ailesi için ise başka şans yoktur. Ailenin sahtekarlığa başlamasıyla birlikte İngilizce isimler alması da kendilik dönüşümünü temsil eden başka bir temsildir. Breaking Bad dizisinde Mr. White-Heisenberg ve Walt Jr-Flynn-Walt Jr-Flynn sıralı değişimi de benzer bir dönüşüme işaret eder. Filmin çağrıştırdığı başka bir söylence de Bremen Mızıkacıları. Masalda düşmüş 4 çiftlik hayvanının toprak sahiplerine halen işe yaradıklarını kanıtlamak için işbirliği içinde gayret etmelerine tanık oluruz. Bir yoruma göre bu anlatı emeklilik hakkı olmayan topraksız kitlelerin yaşlandıklarında yaşadıkları çaresizliği sembolize etmektedir. Dikey mobilizasyon mümkünse bu ailenin daha genç bireyleri üzerinden olacaktır. Hele de varlıklı bir aile ile nikah bağı sağlanabilirse. Adını Feriha Koydum dizisi bütünüyle bu tema üzerine konumlanmış başka bir anlatıdır. Yeşilçam’ın zengin kız, fakir oğlan anlatıları da benzer biçimde.

Varsılların Yoksulluk Romantizmi

Evet, yoksul aile bulunduğu kabın şeklini almaktadır. Dolayısıyla gerçekte kim olduklarını anlayabilmek kolay değildir. Sahtekardırlar. Sahtekar olmak zorundadırlar. Keyif aldıkları için değil, başka türlü hayatta kalamadıkları için. Varlıklı Park Ailesinin ise sahtekarlığa ihtiyacı yoktur. Yine de yakından baktığımızda onların da kendi sınıfsal sahtekarlıklarını görürüz. Anne arkadaşlarına mutfaktaki hünerlerinden bahseder, oysa elinden hiç iş gelmez. Çocuğunun doğum gününe davet ederken arkadaşlarına hediye almamalarını tembih eder, alınca da şaşırır. Oya herkes o hediyenin alınacağını biliyordur. Kim babanın tekrar tekrar sormasına rağmen Park babanın karısını sevdiğini duyamayız. Oysa uzaktan ve duvarlardaki tablolarda gayet mutlu ve sevgi dolu, örnek bir aile görürüz. Belki de Park babanın bir sanal gerçeklik/arttırılmış gerçeklik firmasının başında olması tesadüf değildir. Çocuğun doğum günü partisinde baltayla odun keser varlıklı insanlar. Yoksulların canı dişinde sürdürdükleri hayat mücadelesi onların romantize etme lüksleri olan eğlenceleridir. “Abi bi esnaf lokantası buldum, salaş bi yer ama yemeklerini tatman lazım, hastasıyım…” Yoksullarla karşılaşmaları, aynı ortamda bulunmaları bile onların ne kadar yüce gönüllü olduklarını gösteren, kahramanca bir fedakarlıktır, lütuftur.

Bu aile yüksek duvarlar ve teknoloji ile kendini dış dünyadan yalıtmıştır. Bu sayede dış dünyanın “pisliği” evlerine bulaşmaz. Aşağı mahalleleri boka batıran sel bile onlar için memnuniyetle karşılanan ve “her şeyi temizleyen” yağmurdur. Kendileri ve özellikle de çocukları için adeta laboratuvar ortamında ideal koşulları oluşturmuşlardır. Bu fildişi kule o yüzden sürekli tehdit altındadır. Evini temizlemek için olağanüstü gayret gösteren ve bunu da başaran bir obsesif için bir toz zerresinin son derece büyük bir tehdit oluşturduğu gibi. Bu yüksek duvarlarda oluşan gedikler tam da önce bu koşulları sürdürme gayreti, sonra da sürdürememe endişesi nedeniyle oluşacaktır. Tıpkı obsesifin mikroptan kurtulmak için kompülsif biçimde günde 150 kere elini yıkaması durumunda cildinde çatlaklar oluşturması gibi. Kendileri Kore’ye gayet hakim bir tepeye konumlanmış olsalar da, Kore’nin de tepesinde ABD vardır. O yüzden çocukların İngilizce öğrenmeleri şarttır. Soyluluğun başka bir imleyeni de yüksek sanattır. O yüzden evin oğlu resim eğitimi almalıdır. Hemen ardından da endişeleri en büyük düşmanları haline gelir. Evin oğlu travmatik bir olay yaşamıştır ve şizofreniye yakalanma riski vardır. O yüzden resim dersi değil sanat terapisi alacaktır haftada 4 gün. Evin hizmetçisi yoksa verem midir? Küçük bir çocuğun bulunduğu evde kabul edilemez ve kadınla konuşmadan işten çıkarılır. Burada şu notu da eklemeden geçemeyeceğim, verem de, şizofreni de yoksul hastalıklarıdır. Kural olarak değil elbette ama ortalamalara baktığımızda öyle. Günümüzde orta sınıfların organik beslenme, çocuk eğitimi ve diğer konulardaki hassasiyeti aşan paranoid tutumuna buradan bakmakta yarar var sanırım.

Kompulsif el yıkama sonucu oluşan cilt lezyonları. Kaynak: Clinical Subtypes and Categorization of Hand Eczema: An Overview
Sınıfsal İzdüşümleriyle Sahtekarlık, Sahicilik ve Hakikat

Bu burjuva sahtekarlığının içerisinde, yüksek duvarlar arasında sürdürdüğü yaşamına rağmen hakikate en yakın kişi Park ailesinin küçük oğlu gibi görünmektedir. Evin en büyük sırrını, bodrumda yaşayan adamı bir tek o görmüştür. Fakat yaşantısı psikiyatrize edilmiş, hayalet gördüğü şeklinde öyküleştirilmiştir. Kim ailesinin kokularının aynı olduğunu o idrak etmiştir. Film boyunca Park babanın da annenin de koku hassasiyetlerine tanık olmamıza karşın bu kokuların aynı olduğunu çocuk anlamıştır. Anne ve baba kokuyu rahatsızlıklarına konu etmekten başka bir niyetle değerlendirmezler. Kimlerin oğlunun eve ilk girişinde, verdiği dersten memnun kalınması üzerine “Şimdi doğru düzgün tanışalım” cümlesi ile özne olarak kabulü bu anlamda kıymetlidir. Orhan Pamuk’un “merhaba poğaçacı” hitabı gibi. Poğaçacının kendisine nasıl hitap edilmesini tercih edildiğini bilmiyordur ya da bilmekle ilgilenmiyordur.

Olayların en tırmandığı noktada baba Park salonun ortasında kalan ve gözünün önünde yerde kıpırtısızca yatmaktan başka çaresi olmayan baba Kim’i göremez. Burjuva böyledir. “Haddini aşmadıkça” diğerlerini görmez. Kokusunu alabilir, o da varlığından rahatsız olabilmek için, tanımak için değil. Park çocuğu ise kokuları tanır. Babası her şeyiyle ABD’yi temsil ediyorken o kendisini kızılderili ilan eder, evde değil bahçedeki çadırında kalmayı tercih eder. O çadırın içinde bodrumdaki adamın mors kodu ile gönderdiği mesajı da bir tek o çözebilir. Ötekiler için fotoseller sapıtmıştır iyice. Oysa Park ailesinde evdeki hakikate en yaklaşabilmiş olan çocuktur. Onun hakikati onun garipliği olmuştur. Dahi midir yoksa? 4. boyuttan anlamlar çıkarmaktadır. Oysa film boyunca çocuğun böyle bir iddiasını duymayız. Annesi Kim kızı ile ilk tanıştırma esnasında çocuğun yerinde duramadığına dair uyarma ihtiyacı hisseder, ama kapıyı açtığında yere uzanmış resim yapıyordur. Resim ile derdini sembolize etmeye çalışan, sınır konunca sınırlara uyan küçük bir çocuktur sonuçta. Aslında hasta olan evin kendisidir.

Theseus’un Gemisi

Hasta olan evin kendisidir. Bireyler özne gibi görünse de filmin başrolünde gerçekten de ev vardır. Bodrumda bir adam gizlenirken adam değişir, gizlenme değişmez. O aile gider, başka aile aynı hayatı sürdürür. Theseus’un Gemisinde çürüdüğü için zaman içerisinde bütün tahtalar birer birer değişse, yıllar sonra geminin ilk tahtalarından hiçbiri kalmamış olsa da bu halen aynı gemi midir? Elbette öyledir. Esas olan formdur. Altyapı üstyapıyı belirler. Filmde esas olan evdir. Bütün bireyler o geminin değişen tahtalarıdır. Değişmek için birbirlerini parçalayan tahtalar.

Filmin finalinde çocuğun hakikati hakikatin kendisi olur. Gerçekten de bir hayalet çıkagelir. Ve hayaletler intikam almak için vardırlar. İntikamını alır. Çocuk tekrar bayılır, bu sefer halüsinasyon gördüğü için değil, hakikatle karşılaştığı için. Filmin finali bana psikoterapi sürecini çağrıştırdı. Psikoterapi de hakikatle karşılaşma ve öyküyü yeniden kurma gayretidir. Çok önemli bir fark bu sürece eşlik eden güvenilir biri vardır, dolayısıyla böyle brutal biçimde olmaz bu karşılaşma. Birinin evin bodrumunda gerçekten bir adamın yaşadığını anlatıp güvenli bir biçimde o adamı görmesini sağladığını düşünün. Yine de korkutucudur ama en azından hakikatle yalnız başına, hazırlıksız biçimde ve tekinsiz olarak karşılaşmaz.

Filmin son sekansı Kim oğlanı rehin düşen babasını kurtarmak için sahtekarlıkla değil, eve parazit gibi girerek değil; çalışarak, sisteme entegre olarak yükselme fantezilerini işlemiştir. Artık açlıktan kurtulmak için değil, lüksün tatlı hayalleri için değil, rehin düşen babasını kurtarmak için yükselmelidir. Elbette bu fantezi ancak şiddetli bir kafa travması sonucu beyin hasarı olan birinin fantezisi olabilecektir. Artık kişisel gelişimcilerin, kariyerist guruların emrine girmeye hazırdır.

Not: Filmi sevgili Mehmet Sindel’in okumasını dinleme şansım oldu. Bu muhteşem okuma yazı için çok kolaylaştırıcı bir işlev gördü. Kendisine bir kere de buradan teşekkür etmek isterim.

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s